Ecdad İle Övünme Yarışı - HAMZA ATLI

Ecdad İle Övünme Yarışı


Uzun zamandır ele almayı planladığım bir yazı.

Ecdad ile övünme yarışı...

Ecdanın pak geçmişi, yaptıkları kıymetli herşey takdir edilir, övülür elbette...

O ayrı husus!

Lakin sürekli ecdad ile övünüp, ecdadın bıraktığı değerlerin çok aşağısına düşerek bu yapılmamalı. Ecdadın kemiklerini sızlatıp "onlardan doğmakla övünmek" geçmişe hakaret etmek değil midir? Onlara ne denli layık torunları? Onların yaptıklarının üzerine birşeyler eklendi mi? Onların bıraktığı maddi ve manevi değerler en güzel şekilde sahiplenildi mi? Onların dünyaya bıraktığı kutlu izlenim çok daha ileriye taşındı mı?

Bence hayır...

Sorunun cevabı "hayır" olduğu için de ecdadla övünerek kendimizi avutuyoruz.

Kendi eksiklerimizi ve eksikliğimizi onlarla tamamlıyoruz.

Esas sorulması, sorgulanması gerekenleri geri plana atıyoruz. Kendimizle yüzleşme cesaretimiz yok!

Biz ne yapıyoruz? Katma değerimiz ne?

Uğruna canımızı dahi verecek bir davanın neferi miyiz?

Herhangi bir aidiyet hissi içimizde taşıyor muyuz?

Yaradılış gayemizi fark ediyor muyuz?

Hak veya batıl herhangi bir davanın mensubu muyuz? O davayı içerleyerek öğrenmiş miyiz?

İş bedel ödemeye gelirse ödeyebilir miyiz?

Ben sanmıyorum...

Soruların hepsinin samimi cevabı "hayır" sanki...

Sahi bizler davamıza ne kadar zaman ayırıyor, ne denli kıymet veriyoruz?

Şu ecdadın kemiklerini sızlatmayı bırakmalı artık!

Onlar yaşasaydı, şu halimizi görselerdi inanın "torunları" olduğumuzu kimsenin bilmesini istemezlerdi!

Bizi sahiplenmez, hatta "umarım kimse akraba olduğumuzu bilmez" diye içlerinden geçirirlerdi!

Biz neyiz? Kimiz? Kendimizi küresel dünya içinde hangi kategoride tanımlıyoruz? Dünyayı ve ahireti okumayı başarabiliyor muyuz?

Bence ender insanlar dışında bunu yapan yok!

Ya kendini entellektüel, aydın olarak lanse etmeye, toplumun geri kalanını küçümseyerek hor görmeye çalışan birileri var, ya da gerçekten küçülenler...

Ortası yok gibi...

Donanımlı, aydın, dinen ve beşeri ilimler anlamında kendini geliştirmiş, geliştirdiği halde "ben eksiğim" düsturunu şiar edinmiş kaç kişi var?

Dünyaya mal olan tek makalesi bulunmayan adam, sıradan bir araştırma görevlisi dahi, Oxford'da eğitim veren bir Profesörden daha kibirli! Kendince daha da donanımlı...

Sahi bu halimiz ne olacak?

Ne cahilimiz cehaletinin farkında, ne de aydın diye geçinen kitlemiz...

Bir girdaptayız, bir boşlukta...

Manâdan ve maddeden gerçek anlamda yoksunluk içindeyiz!

Eşyanın tahakkümü altında inliyor her birimiz...

Dünyaya kulluğun nirvanasını yaşarken, eşyaya tabi olmuş her birimiz...

Kıblemiz belirsiz...

Kendimiz yersiz...

İyimiz yok mu? Elbette var.

Onlar da çoğu dışarıda bir yerlerde hayallerini gerçekleştirme gayretinde...

Öyle insanlar tanıyorum ki...

Burada olsalar belki halâ, üstelik onca yeteneklerine rağmen, sırf torpili yok diye araştırma görevlisi dahi olamayan, olmak için kapılar aşındıran, el-etek öpecek olan adamlar dışarıda, üstelik çok da genç yaşlarda Profesör ünvanı dahi alıyorlar...

30'unda doçent olanı tanıdım. 35 ini bulmadan Profesör olmuş adam gördüm...

Üstelik gariban kitlenin, aklı başında, zeki evlatlarından...

Övüneceksek, kendimize gelelim.

Ecdadın bize miras bıraktıklarına sahip çıkalım.

Zeki insanları başka diyarlara yem etmeyelim.

Ecdada layık olmadan onları övmeyelim!

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
02Şub

Seçimler Yaklaştı

19Oca

Gerçek Suçlu Kim?

11Oca

Yozlaştık, Utanmadan!

06Oca
23Ara

Duygusal Dindarlık!