“Sahip çıkınız değerlerimize; dikkat ediniz, gölge etmesin yeter,” dediğiniz insanların bir gün gölgesine muhtaç kalabilirsiniz. İki yüzlü insanlar işine geldiği gibi konuşur; dürüst insanlar ise içinden geldiği gibi.
İyiliğini unutma ama aynı kişiye defalarca iyilik yapma. Çünkü nankörler, su içtikleri testiyi en sonunda kıranlardır. Atalar boşuna söylememiştir. Şair ne güzel demiş: “Kimseden melek olmasını beklemiyorum ama kimse bana şeytanlık da yapmasın. Sonra taşlayınca zorlarına gitmesin.”
Burası dünya… Kırık bir doğru adımla çıktığın merdivenden, tek bir yanlış insan yüzünden düşebilirsin. O yüzden bastığın yere de dikkat etmelisin, çıktığın yere de. Herkes iyiyse kötü kim? Herkes melekse şeytan kim? Herkes tok ise aç kim? Eğer herkes masumsa, bu düzenin suçlusu kim?
Toprak neden güzeldir, bilen var mı? Çünkü altında sevdiklerimiz yatar. Cahiller, yalancılar ve dedikoducular bunu nereden bilsin? Görmezden gelmek saflık değil, zekâdır. Her şeye cevap verirsen tükenirsin; bazı şeyleri bilerek yok saymak ruhunu korur.
Köye gidersin; yollar aynıdır ama bekleyenler yoktur. Meğer insan memleketine değil, sevdiklerine gidermiş. Biz köylere Allah rızası için gideriz; kimi hastadır, kimi vefat etmiştir. Bizim reklamla işimiz olmaz; zaten olamaz da.
Körlük Allah’ın takdiridir; nankörlük ise karakter meselesi. Birinin seni nereye koyduğunu gördüğün an, sen de onu oraya bırak. Çünkü değer sözle değil, yerle verilir. Başın sıkıştığında dostlarının kapısını çal. Kapı açılmazsa dön kendine sor: Ben nerede yanlış yaptım?
Hayat öyle bir yol ki bazen bu yolda yürürken ayakların değil, yüreğin yorulur. Herkesi kendin gibi sanma. İnsanlara güvenmek ne zor… “Canım” dersin canın yanar; “gülüm” dersin gülün solar; “dostum” dersin yalan çıkar. Peki, kime güveneceksin? Güzel olan, güzel dostlaradır.
Dünya değişmedi; insanlar değişti. Dünya yerinde duruyor ama insanlar yerinde durmuyor. Yalanı bol olanın dostu çok olur; doğrusu olanın ise kimsesi kalmaz. Ama yalnız değildir; Allah’ı vardır ve yalnız O’na secde eder.
Toprağa hizmet ettim, meyve verdi; insana hizmet ettim, inkâr gördüm. İnsanoğlu çoğu zaman nankördür. Güzel insanların arkasından hep konuşurlar. Oysa şairin dediği gibi, güzel olan her zaman güzeldir. Güzel dostlar da öyledir. İnsanın en iyi yoldaşı onu seven değil, onu anlayandır; çünkü bu yolculuk anlamakla başlar.
Ağaçtan düşen yaprak kurur; gönülden düşen insan unutulur. Kalp kırmaya bir söz yeter ama kırılan kalbi tamir etmeye ne bir özür yeter ne de bir ömür.
Unutma; dil anahtar gibidir. İyi kullanırsan kapılar açar, kötü kullanırsan açık kapılar bile yüzüne kapanır. Bazı insanlar durması gereken yerde durmaz ama vuracağı yeri çok iyi bilir. Ne kazandıklarını sorsan bilmezler; hep kendilerini haklı çıkarırlar. Oysa her şey karşı taraftadır.
Çok kahve içtiğim dostlar vardı; şimdi ne hatır kaldı ne gönül. Meğer hatır nedir bilmezlermiş. Hani derler ya, bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır… Demek ki her şey menfaatmiş.
Şair der ki: “Ben çok hata yaptım.” Hatasını bilmeyenlerle yol yürüdüm. İnsan olmayanları insan olsun diye yanımıza aldık; olmadı. Çünkü yolları başkaymış. Bu hayatta öğrendiğim tek bir şey var: Kanı beş kuruş etmeyenlere kapı açtık, dostluk yaptık ve en büyük hatayı orada yaptık.
Son sözüm şudur: Güzel insanların arkasından konuşanlara, yalancılara ve dedikoduculara… Vay halinize.