Şehirler Depremle Değil, İhmalle Yıkılır: Malatya ile Yüzleşmek
MUSTAFA ERTAN
6 Şubat sabahı Malatya yalnızca yer kabuğunun sarsıntısını yaşamadı; yıllardır biriken ihmallerin, görmezden gelmelerin ve kibirli kararların enkazı altında kaldı. Deprem, doğanın kendi diliyle konuşmasıdır; bir tabiat olayıdır. Ancak şehirleri yıkan asıl güç, fay hatları değil, insan eliyle örülen yanlışlardır.
Bugün Malatya’yı yeniden ayağa kaldırmaya çalışırken sormamız gereken soru hâlâ karşımızda duruyor:
Gerçekten ders aldık mı, yoksa sadece enkazı mı kaldırdık?
Betonun Değil, Aklın Egemenliği
Bir kentin çağdaşlığı, yükselen beton blokların sayısıyla değil; o betonun altındaki akılla ölçülür.
Elektrik, su, doğal gaz, kanalizasyon ile drenaj kanalları ve iletişim hatlarının bir galeri sistemi içinde, güvenli ve erişilebilir biçimde planlanmadığı bir şehirde “modernlikten” söz edilemez. Bir arıza için sokakların tekrar tekrar kazıldığı, afet anında müdahalenin saatlerle ölçüldüğü bir altyapı, çağın değil ihmalkârlığın ürünüdür.
Atığın enerjiye dönüştüğü, önümüzdeki 50 yılın nüfusunu ve risklerini hesaba katan planlama anlayışı bir lüks değil, zorunluluktur.
İnsan: Şehrin Unutulan Öznesi
Yolları araçlara, kaldırımları işgallere, parkları imar artıklarına teslim ettik. Oysa şehir, insanı yormak için değil; yaşatmak için vardır.
Raylı sistemin ulaşımın omurgası olmadığı bir kentte trafik çözülmez, yalnızca şekil değiştirir.
Parklar yalnızca estetik alanlar değildir; depremde toplanma alanı, yazın nefes alma mekânıdır.
Yeşil alanları yapılaşmaya açmak, bir imar hatasından öte; yaşlıların nefesini, çocukların oyun hakkını ellerinden almaktır.
“Duayen” Kibri ve Bastırılan Uyarılar
1999 Gölcük depreminin hemen ardından Malatya’nın ilk arama kurtarma derneği olan HİDAKUD’u kurarken hayalimiz netti: Afete dirençli, bilinçli bir şehir.
22 yıl boyunca okullarda, meydanlarda, sahada aynı cümleyi tekrar ettik:
“Malatya birinci derece deprem bölgesidir, hazırlanın.”
Karşılığında neyle yüzleştik?
Görev süreleri dolduğunda şehri terk eden, arkalarında bıraktıkları çevrelerce “duayen” ilan edilen isimlerin kibriyle… Hazırladığımız dosyalar, “Biz yüksek mimarız, bize işimizi mi öğreteceksiniz?” denilerek reddedildi. Akil adamların çok, ortak aklın ise yok denecek kadar az olduğu bir iklimde sesimiz bastırıldı.
Bir Sitem Değil, Tarihe Düşülen Not
Bugün “Neden şimdi yazıyorsunuz?” diye soranlar var. Susmadık. 22 yıl boyunca her platformda konuştuk. Ancak deprem sonrası kurulan o gösterişli masalara, ekranlardan izlediğimiz toplantılara davet edilmedik.
Bu yazı bir polemik değil; tarihe düşülen bir kayıttır.
Rahmetli Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara’nın sözünü hatırlatmak yetmez, tamamlamak gerekir:
“Deprem öldürmez, bina öldürür; ama o binayı öldürücü kılan şey ihmaldir.”
Malatya’yı yeniden inşa ederken;
kibri değil liyakati,
betonu değil insanı,
rantı değil güvenliği merkeze almazsak,
ödeyeceğimiz bedel her seferinde daha ağır olacaktır.
Bu çağrı yalnızca Malatya için değil; bu topraklarda yaşayan herkes içindir.
İhmallerden arınmış, afetsiz bir yaşam umuduyla…
Mustafa ERTAN
05.02.2026