RAMAZAN'A GİRERKEN: İNSAN KALABİLMEK, KUL OLABİLMEK
MUSTAFA ERTAN
Bir Ramazan daha kapımızı çalıyor…
Sofralarımızı değil sadece, kalplerimizi de yoklayan bir ay geliyor. Çünkü Ramazan; aç kalmanın değil, nefsin haddini bilmesinin, dilin ölçüsünü tartmasının, kalbin pasını silmesinin adıdır.
Atalarımız ne güzel söylemiş:
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir.”
Bu söz, bir atasözü olmanın ötesinde, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (S.A.V) ümmete bıraktığı vicdan terazisidir. Ramazan, işte o teraziyi yeniden kurma vaktidir.
Bugün en çok yitirdiğimiz değerlerin başında saygı ve vefa geliyor.
Oysa saygı ne güzel değerdir; yalnız kendisine saygı duyan vefalı insanlarda bulunur.
Kendine saygısı olmayanın başkasına hürmeti de olmaz. Çünkü insan, içindeki ölçü kadar dışarıya değer verir.
Ramazan bize önce şunu öğretir:
İnsan olmayı, Sonra kul olmayı,
-Kul olmak; kibirden arınmaktır.
-Kul olmak; kırdığını tamir etmektir.
-Kul olmak; haklı olsan bile gönül yıkmamaktır.
Yunus Emre’nin dediği gibi:
“Yaratılanı hoş gör, Yaradan’dan ötürü.”
İşte Ramazan, bu anlayışın yeniden dirilişidir.
Bazen kırıldığımız insanlara susarız.
O suskunluk bir zayıflık değil, bir sınavdır.
Sessizliğinden kırıldığını anlamıyorsa ya da anlıyor da kibrinden umursamıyorsa, zaten sen susarak onu uyarmışsındır.
Bırak, kendini dev aynasında gören cüssesi büyük cüceler kibrinin gölgesinde yürüsün.
Kibir, sahibini yavaş yavaş kör eder.
Ama unutmayalım:
“Kibre kapılanın sonu hüsrandır.”
Mevlânâ Celaleddin-i Rumi der ki:
“Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”
Ramazan; görünüşle özün arasındaki mesafeyi kapatma ayıdır.
Gösterişin değil, samimiyetin ayıdır.
İftar sofralarının fotoğrafı değil, paylaşmanın bereketidir asıl olan.
Vefa.
Unutulmuş bir kelime gibi dursa da, aslında imanın en zarif halidir.
Hz. Ali’ye atfedilen şu söz ne kadar manidardır:
“İnsanların en acizi dost kazanmaktan aciz olan, ondan daha acizi ise kazandığı dostu kaybedendir.”
Ramazan; dostluğu tamir etme ayıdır.
Küslükleri bitirme ayıdır.
Eli uzatmanın, “hakkını helal et” diyebilmenin ayıdır.
Atalarımızın dediği gibi:
“Gönül alma, Kâbe yapmaktan üstündür.”
Çünkü Kâbe taştandır; gönül ise Rahman’ın nazargâhıdır.
Bu Ramazan’da biraz yavaşlayalım.
Biraz susalım.
Biraz içimize bakalım.
Dilimize oruç tutturmadan midemize tutturduğumuz oruç eksik kalır.
Gözümüze oruç tutturmadan sofraya oturmak bizi kemale erdirmez.
Kalbimize oruç tutturmadan yaptığımız ibadet ruh bulmaz.
Unutmayalım:
-Ramazan sadece takvimde bir ay değildir.
-Ramazan; bir arınma çağrısıdır.
-Bir muhasebe davetidir.
-Bir vicdan inkılabıdır.
Ve belki de en önemlisi;
İnsan kalabilmenin, kul olabilmenin yeniden hatırlatılmasıdır.
-Kibiri bırakalım.
-Vefayı çoğaltalım.
Saygıyı büyütelim.
-Sevgiyi eksiltmeyelim.
-Çünkü bu dünya kimseye kalmaz.
-Ama iyilik kalır.
-Dua kalır.
-Gönül kalır.
Mübarek Ramazan-ı Şerif’inizi tebrik ederim.
Rabbim bizleri insanlığını unutmayanlardan, kulluğunu unutturmayanlardan eylesin.
Mustafa Ertan
17.02.2026