MUSTAFA ERTAN

KAVİM DEĞİL, KARAKTER BELİRLEYİCİDİR

MUSTAFA ERTAN

Ramazan’a Doğru Ahlak Muhasebesi

İnsanlık tarih boyunca farklı isimlerle anıldı; milletler kurdu, medeniyetler inşa etti. Türk oldu, Kürt oldu, Laz oldu, Çerkez, Abaze oldu, Arap oldu, Fars oldu… Diller değişti, coğrafyalar farklılaştı. Fakat değişmeyen bir hakikat var: İnsan, en temelde iki safta yer alır; iyiliğin tarafında ya da kötülüğün.

Hiçbir kavim iyiliğin tekelinde değildir. Hiçbir millet kötülüğün kaynağı değildir. İyilik; bir kimlik meselesi değil, bir karakter meselesidir.

Yalan söylememek, iftira atmamak, harama el uzatmamak, kibirle başkasını ezmemek, güçsüzü korumak, mazluma sahip çıkmak… 
İyilik işte böyle görünür. Kötülük ise bunların zıddında kök salar.

Din, tam da bu ahlakı inşa etmek için vardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurarak imanın özünü ortaya koymuştur. Demek ki inanç, güzel ahlakla kemale erer.

Zulmün, namussuzluğun, yalancılığın arkasına saklanan bir dindarlık iddiası; içi boş bir kabuktan öteye geçmez.

Mübarek Ramazan ayına doğru adım adım yaklaşırken bu hakikati yeniden hatırlamak zorundayız.

Ramazan yalnızca aç kalma ayı değildir; vicdanın diriliş ayıdır.

Sofraların sadeleştiği, kalplerin zenginleşmesi gereken bir zaman dilimidir. Oruç, sadece midemizi değil; nefsimizi de terbiye etmelidir. Açlığı tatmak, başkasının açlığını anlamak içindir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur:
“Yanı başındaki komşusu açken tok olarak geceleyen kişi (olgun) mü’min değildir.”
Bu söz, imanı sadece bireysel bir ibadet alanına hapsetmez; onu toplumsal sorumlulukla buluşturur.

Demek ki mesele sadece sahura kalkmak, iftara oturmak değildir. Mesele, komşusunun kapısını çalabilmektir. Mesele, soframızdaki nimeti paylaşabilmektir. Mesele, yanı başımızdaki yoksulu görmezden gelmemektir.

Bugün çağın sancısı da tam burada düğümleniyor. İnsanlar kavimlerini, mezheplerini, ideolojilerini savunurken; vicdanı ihmal edebiliyor.

Kimlikler üzerinden yükselen sesler, merhametin sesini bastırabiliyor. Oysa Ramazan bize şunu öğretir:

Asıl ayrım Türk, Kürt, Arap, Fars ve etnik kimlik ayrımı değildir. Asıl ayrım merhametli ile merhametsiz arasındadır. Adil ile zalim arasındadır.

Ahlaksızlık üzerine kurulan hiçbir düzen cennetin kapısını aralayamaz.

Kibirle, benlik'le, zan'la dedikoduyla, iftirayla, gıybet'le,  haksızlıkla, zulümle inşa edilen her yapı; sahibine dünyada huzursuzluk, ahirette hüsran getirir. Çünkü cennet; temiz bir kalbin, dürüst bir dilin, adaletli bir elin umududur.

Ramazan yaklaşırken kendimize şu soruyu sormalıyız:

Biz hangi saftayız?
- Kimliğimizle övünenlerden mi?
- Ahlakıyla örnek olanlardan mı?

Unutmayalım; Allah katında üstünlük ne soyla, ne kavimle, ne de sloganladır.

- Üstünlük takvadadır. 
- Üstünlük güzel ahlaktadır. 
- Üstünlük vicdandadır.

Ramazan geliyor…
Sadece sofralarımızı değil, kalplerimizi de hazırlayalım.
Çünkü bizi kurtaracak olan;
- Kavmimiz değil karakterimizdir.
- İddiamız değil ahlakımızdır.

Bu vesileyle mübarek Ramazan ayının; gönüllerimize merhamet, sofralarımıza bereket, hanelerimize huzur getirmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Oruçlarımızın kabul, dualarımızın makbul, kalplerimizin arınmış olmasını temenni ediyor;

Ramazan ibadetimizi şimdiden tebrik ediyorum.

Mustafa Ertan 
14.02.2026

Yazarın Diğer Yazıları