Hayırlısı Diyelim: Hayat, İnsan ve Gerçekler Üzerine
Hayat bazen insana, “bedava almak” diye bir şeyin aslında ne kadar ağır bir bedeli olduğunu öğretir. Çünkü bazı şeyler parayla değil, sabırla, emekle ve yürekle alınır. İnsan büyüdükçe şunu daha iyi anlar: “İnsanın yaşı, sadece takvimde yazan sayı değildir; yaşadığı acılar, gördüğü vefasızlıklar ve içine attığı kırgınlıklar onun gerçek yaşını belirler.”
Bu yüzden insan zamanla susmayı öğrenir. Her şeye cevap vermemeyi, her kalbe dokunmamayı, her söze inanmamayı… Çünkü herkesin gönlü olsun diye kendini feda edenler, en sonunda kendi gönlünü kaybeder. Oysa insan, kendinden vazgeçmeden de insan kalabilir. Hayatta en önemli şey, doğru yolda yürümek ve o yoldan sapmamaktır.
Bazı acılar vardır ki, kalem bile yazmaya cesaret edemez. Çünkü bazı yaralar kelimelere sığmaz. Kimileri konuşarak iyileşir, kimileri ise susarak tükenir. Ama ne olursa olsun, kalp her şeyi bilir; insan bazen kendine bile itiraf edemediklerini içinde taşır.
İnanç ve vicdan, insanı insan yapan en temel değerlerdir. Allah korkusu olmayan bir insanın, doğruyla yanlışı ayırt etmesi çoğu zaman zorlaşır. Çünkü vicdanını kaybeden kişi, yalanı da kolay söyler, haksızlığı da kolay yapar. Medeniyet dediğimiz şey ise sadece dış görünüş değil, iç dünyadaki ahlaktır.
Şairin dediği gibi; her şeyin bir vakti vardır. Acele etmenin, zorlamanın, öne geçmeye çalışmanın bir anlamı yoktur. İnsan sadece sabretmeyi öğrenmeli ve zamanı geldiğinde hakikatin nasıl ortaya çıktığını seyretmelidir. Çünkü hayat, er ya da geç her şeyi yerli yerine koyar.
Kul hakkı sadece birinin parasını almak değildir. Bir insanın hayallerini kırmak, duygularını sömürmek, psikolojisini bozmak da en az maddi bir haksızlık kadar ağırdır. Bazen görünmeyen yaralar, görünenlerden çok daha derindir.
Bugün geldiğim noktada şunu açıkça söyleyebilirim: Artık birçok şeye karşı içimde bir heves kalmadı. Çünkü en güzel yıllarımda en ağır imtihanları verdim. Umut etmek bazen güç verir, bazen de insanı yorar. Ama yine de insan yaşadıklarından ders almayı öğrenir.
İyilik yaptık, kaybettik. Saf olduk, kandırıldık. İnsanlık yaptık, yanlış anlaşıldık. Ama buna rağmen biz yine de doğru bildiğimizden vazgeçmedik. Kazananlar oldu, kaybedenler oldu. Biz ise her şeyi Allah’ın adaletine bıraktık. Çünkü en büyük adalet, O’nun adaletidir.
Bitmesi gerekeni bitirdim, gitmesi gerekeni uğurladım. Hayat bana, bazı bağların kopması gerektiğini öğretti. Bazen inceliği korumak için değil, kendini korumak için ipleri kesmek gerekir.
Benim kimseyle yarım kalmış bir hesabım yok. Ama kırılmış bir kalbin, içte saklı bir sitemi vardır. Vakti geldiğinde herkes yaptığının karşılığını görür. Bu dünya sadece sözle değil, sonuçla da konuşur.
En büyük intikam, Allah’ın adaletidir. O yüzden insan gereksiz yere ne kalbini ne de dilini kirletmemelidir. Gün gelir devran döner, herkes yaptığını da söylediğini de hatırlar. Çünkü hayat, er ya da geç herkesin hesabını önüne koyar.
Bir noktada şunu da öğrendim: Sana hakkımı helal ederdim ama bazı şeyler sadece hak yemek değildir; insanın hayallerine girmek, umutlarını çalmak da büyük bir kul hakkıdır. Ve bazı şeylerin helalliği, yaşattığın acı yaşanmadan tam olarak mümkün olmaz.
Kime iyilik yaptıysam, çoğu zaman nankörlükle karşılaştım. Ama bunun da artık önemi yok. Çünkü ben iyiliği insanlar için değil, Allah için yaptım. İnsanların karakteri neyse onu yaşadıklarını gördüm.
Ben parayla adam olmadım, parası olanı da adam yerine koymadım. Yalakalıkla elde edilen hiçbir servet, kaybedilen şereften daha değerli değildir. Bunu hayat bana açıkça öğretti.
Ve son olarak… Beni gerçekten sevenler beni yarı yolda bırakmadı. Ama menfaat bitince gidenler de oldu. Belki de en doğrusu buydu; çünkü insan, kimin kim olduğunu böyle anlıyor. Gerçekler bazen acıtır ama öğretir.