ZEKİ DAĞ

Haddinizi Çok Aşıyorsunuz…

ZEKİ DAĞ

Toplumların en güçlü tarafı sadece ekonomik kalkınmaları, askeri güçleri ya da teknolojik gelişmişlikleri değildir. Bir milleti ayakta tutan en önemli değer; ortak inançları, manevi değerleri, kültürü ve birbirine duyduğu saygıdır. Tarih boyunca büyük milletler, sahip oldukları manevi değerlere sahip çıktıkları sürece güçlü olmuş, bu değerler hedef alındığında ise birlik ve beraberlikleri zarar görmüştür.

Ne yazık ki ülkemizde de zaman zaman bazı kişiler, toplumun ortak değerlerini hedef alan açıklamalar yaparak insanlarımızı kutuplaştırmaya çalışmaktadır. Özellikle Müslümanların en kutsal emaneti olan Kur'an-ı Kerim hakkında yapılan saygısız ifadeler, milyonlarca insanın vicdanını derinden yaralamaktadır. İnanç özgürlüğü kadar, insanların kutsal kabul ettiği değerlere saygı göstermek de demokratik toplumların vazgeçilmez ilkelerinden biridir.

Hiç kimsenin, milyonlarca insanın kutsal kabul ettiği değerlere hakaret etme hakkı yoktur. Eleştiri ile hakaret birbirinden tamamen farklı kavramlardır. Fikirler tartışılabilir, görüşler eleştirilebilir; ancak insanların inançlarına, kutsallarına ve manevi değerlerine yönelik aşağılayıcı ifadeler kullanmak ne özgürlük kapsamında değerlendirilebilir ne de toplumsal barışa katkı sağlar. Böyle davranışlar yalnızca toplumdaki gerginliği artırır ve insanları birbirine karşı kışkırtır.

Son günlerde yine benzer olayların yaşandığını görüyoruz. Bazı kişiler sınırlarını aşarak Kur'an-ı Kerim hakkında kabul edilemez ifadeler kullanıyor, ardından da bu söylemler çeşitli çevreler tarafından savunulmaya çalışılıyor. İnsan ister istemez şu soruyu soruyor: Toplumun huzurunu bozacak bu tür açıklamalar neden sürekli gündeme getiriliyor? Kimin ne kazancı var insanların inançlarını hedef almaktan?

Bu tür provokasyonların toplumda infial oluşturacağını herkes bilir. Buna rağmen aynı yöntemlerin tekrar tekrar uygulanması düşündürücüdür. İnsanların kutsallarına saldırarak demokrasiye hizmet edilmez. Tam tersine, toplumsal huzur zedelenir, insanlar birbirine karşı öfkelendirilir ve ortak yaşam kültürü zarar görür.

Daha da düşündürücü olan ise bazı siyasetçilerin bu tür açıklamalara karşı sessiz kalmaları ya da dolaylı şekilde destek veren tavırlar sergilemeleridir. Siyaset kurumunun görevi toplumu ayrıştırmak değil, birleştirmektir. Özellikle toplumun büyük çoğunluğunun hassasiyet gösterdiği konularda daha dikkatli, daha sorumlu ve daha sağduyulu davranılması gerekir.

Bugün seçim meydanlarında milletin karşısına çıkıp oy isteyenlerin, yarın aynı milletin kutsallarına yönelik hakaretlere sessiz kalması ya da bu söylemleri meşrulaştıracak tavırlar sergilemesi elbette vatandaşların vicdanında karşılık bulacaktır. Millet, kimin kendi değerlerine sahip çıktığını, kimin ise sessiz kaldığını sandıkta değerlendirecek olgunluğa sahiptir.

Bu millet tarih boyunca dini değerlerine, bayrağına, vatanına ve ezanına sahip çıkmıştır. Zor zamanlarda birlik olmuş, her türlü tehdidi birlikte aşmıştır. Bugün de aynı ruh devam etmektedir. İnsanların sabrını zorlayan, kutsallarını hedef alan açıklamalar karşısında elbette tepki göstereceklerdir. Ancak bu tepkinin her zaman hukuk içinde, sağduyu ile ve demokratik yollarla verilmesi toplumun huzuru açısından büyük önem taşımaktadır.

Bir başka dikkat çekici konu ise bazı çevrelerin sürekli olarak dini değerleri tartışma konusu hâline getirmesidir. Neden insanların inançları sürekli gündeme getiriliyor? Neden milyonlarca insanın kutsal saydığı değerlere yönelik provokatif ifadeler tercih ediliyor? Oysa ülkemizin konuşması gereken çok daha önemli meseleleri vardır. Ekonomi, eğitim, üretim, istihdam, gençlerin geleceği ve kalkınma gibi konular varken toplum neden sürekli gereksiz tartışmaların içine çekiliyor?

Toplumun ortak değerleri üzerinden siyaset yapmak ya da gündem oluşturmak kimseye fayda sağlamaz. Tam aksine insanlar arasındaki güven duygusunu zedeler. Bir ülkede farklı düşünceler, farklı siyasi görüşler ve farklı yaşam tarzları olabilir. Bu durum demokrasinin doğal sonucudur. Ancak farklı düşünmek, birbirinin kutsallarına hakaret etme hakkını kimseye vermez.

Son zamanlarda sadece Kur'an-ı Kerim değil, zaman zaman Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) hakkında da çeşitli tartışmaların gündeme getirildiğini görüyoruz. Elbette herkesin farklı bir inancı ya da inançsızlığı olabilir. Kimse bir dine inanmak zorunda değildir. Ancak hiçbir inanç mensubunun kutsalına hakaret edilmesi de kabul edilemez. Karşılıklı saygı, birlikte yaşamanın temel şartıdır.

Bugün ülkemizin en çok ihtiyaç duyduğu şey; ayrışmak değil birleşmek, kavga etmek değil konuşmak, kutuplaşmak değil ortak değerlerde buluşmaktır. Türkiye büyük ve güçlü bir devlettir. Bu ülke hepimizin ortak evidir. Farklı siyasi görüşlere sahip olabiliriz, farklı fikirleri savunabiliriz; ancak söz konusu ülkemizin birlik ve beraberliği olduğunda ortak bir duruş sergilemek zorundayız.

Hiç kimse bu güzel ülkenin huzurunu bozacak girişimlerin içinde olmamalıdır. Toplumun manevi değerlerini hedef alan söylemlerden uzak durulmalı, insanlar birbirine karşı saygılı davranmalıdır. Çünkü saygı kaybolduğunda huzur da kaybolur. Huzurun olmadığı yerde ise ne demokrasi gelişir ne de kardeşlik güçlenir.

Unutulmamalıdır ki bu millet, tarih boyunca değerlerine sahip çıkmayı bilmiştir. İnançlarına, bayrağına, vatanına ve manevi mirasına her zaman sahip çıkmıştır. Bundan sonra da aynı kararlılığı göstermeye devam edecektir. Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, insanların kutsallarını hedef alan açıklamalar yapmaktan kaçınmalıdır. Toplumsal barışın yolu hakaretten değil, karşılıklı saygıdan geçmektedir.

Herkes düşüncesini hukuk ve nezaket çerçevesinde ifade etmelidir. Kimsenin inancına, kutsalına, yaşam tarzına ya da değerlerine saldırmak çözüm değildir. Ülkemizin geleceği için birlik içinde olmalı, birbirimizi anlamaya çalışmalı ve ortak değerlerimize hep birlikte sahip çıkmalıyız.

Müslümanların değerlerine hakaret etmeniz için size kim ya da kimler bu cesareti veriyor? Bu sözleri kullanırken gücünüzü kimlerden alıyorsunuz? Sizler gibi ahlaksızlar ve alçaklar elbette bir gün yaptıklarının karşılığını görecektir. Biraz da olsa haddinizi bilin.

Madem çok dürüst ve namuslusunuz, o hâlde şu para çalan hırsızlarla ilgili de çıkıp bir açıklama yapın. Deyin ki: "Ülkemizde belediyelerde yolsuzluk, hırsızlık ve arsızlık var." Bunu söyleyin ki size inanan insanlar da gerçeği görsün ve ona göre yanınızda olsun.

Bakın, şu anda yanınızda olanlar işte o hırsızlar, o hırsızlara yol gösterenler ve o arsızlardır. Yaptıkları pisliklerden, hırsızlıklardan utanmıyorlar; bir de çıkıp milletin içinde dolaşıyor ve kendilerini temize çıkarmaya çalışıyorlar.

Bence artık geç kaldınız. Bu güzel ülkenin insanları her şeyi gördü ve görmeye de devam ediyor. İnsanların inançlarıyla oynamayın. Herkes haddini bilsin. Önce yedikleri ve yaptıkları pisliklerin hesabını versinler. Artık bu insanlar her şeyi çok iyi biliyor.

Son söz olarak şunu ifade etmek isterim ki; bu ülke hepimizin ortak vatanıdır. Birlik ve beraberliğimizi korumanın yolu, birbirimizin değerlerine saygı göstermekten geçmektedir. İnançlara yönelik hakaret, aşağılayıcı ifadeler ve provokatif söylemler topluma hiçbir fayda sağlamaz. Tam aksine kardeşliğimize zarar verir. Bu nedenle herkes kullandığı sözlere dikkat etmeli, toplumu ayrıştıracak değil birleştirecek bir dil kullanmalıdır. Haddinizi aşmayın, toplumsal barışı zedeleyecek davranışlardan uzak durun. Çünkü güçlü Türkiye'nin temeli, ortak değerlerine sahip çıkan, birbirine saygı duyan ve birlik içinde hareket eden büyük milletimizin iradesidir.

Yazarın Diğer Yazıları