Depremler, tarih boyunca insanlığın hem fizikî hem de manevî yönüyle üzerinde en çok düşündüğü tabiat hadiselerinden biri olmuştur. Bu büyük sarsıntılar karşısında insanlar, “Depremin sebebi nedir?”, “Ölenler şehit midir?”, “Deprem anında kaçmak gerekir mi?”, “Toplu defin caiz midir?” gibi sorulara cevap aramışlardır.
İslam âlimlerinin büyük çoğunluğu, depremleri sadece jeolojik bir olay olarak değil, aynı zamanda Allahü teâlânın kudreti ve hikmeti çerçevesinde değerlendirirler. Zira her olayın yaratıcısı Allah’tır. Ancak bu, her depremin doğrudan belirli bir günahın karşılığı olduğu anlamına gelmez. Ekseriyetle depremler birer ilahi ikaz, birer uyarı mahiyetinde görülmüştür.
Nitekim bazı âlimler, “zulüm ve zina çoğalınca zelzele olur” şeklinde rivayet edilen manalara dikkat çekmiş, hadis-i şeriflerde de “Zina yayılınca depremler çoğalır” ve “Ümmetim için depremler günahlarına kefarettir” buyurulduğunu nakletmişlerdir. Bununla birlikte bu tür hadislerin, genel bir ahlaki bozulmaya dikkat çeken uyarılar olduğu da ifade edilmiştir.
Kur’an-ı kerimde ise musibetlerin insanın kendi fiilleriyle ilişkisine işaret edilerek mealen “Size gelen musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz sebebiyledir” buyurulmuştur. Ancak bu, her bireysel olayın doğrudan bireysel günahla bağlantılı olduğu anlamına değil, insanlığın genel sorumluluğuna işaret eder.
Depremler aynı zamanda kıyamet alametleri arasında zikredilmiştir. Hadis-i şerifte “Depremler çoğalmadıkça kıyamet kopmaz” buyurulmuştur. Bununla birlikte kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi yalnız Allah katındadır. Mehdi’nin gelişi, Hz. İsa’nın nüzulü, Deccal’in ortaya çıkışı, Yecüc-Mecüc fitnesi ve büyük alametler bu çerçevede zikredilmiştir.
Deprem anında nasıl davranılacağı konusunda ise fıkıh âlimleri, insanın canını koruması gerektiğini belirtmişlerdir. Kapalı bir yerde deprem olursa, mümkünse açık alana çıkmak müstehap kabul edilmiştir. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) tehlikeli bir duvarın yanından hızlıca geçmesi de tedbirin meşruiyetine delil olarak gösterilmiştir. Bu sebeple depremden kaçmak, intihar değil; bilakis canı korumaya yönelik bir tedbirdir.
Depremde vefat edenlerin durumu hakkında ise hadislerde enkaz altında kalanların, suda boğulanların ve benzeri şekilde ölenlerin şehit sayıldığı bildirilmiştir. Bu nedenle depremde ölen müminlerin şehit olma ümidi vardır.
Toplu defin meselesinde ise asıl olan tek kabirde tek kişidir. Ancak zaruret hâlinde, özellikle büyük afetlerde, birden fazla kişinin aynı kabre defnedilmesi caiz görülmüştür. Çünkü zaruretler bazı hükümleri kolaylaştırır.
Burada önemli bir başka nokta da, toplumda işlenen günahlara karşı duyarsız kalınmamasıdır. Gücü yettiği halde kötülüğe engel olmamak dinen doğru görülmemiştir. Fitne ve zarar bulunmayan ortamlarda, harama sessiz kalmak da sorumluluk doğurabilir. Ancak her durumda hikmetli ve ölçülü davranmak esastır.
Öte yandan, depremleri yalnızca günah-ceza ilişkisine indirgemek de doğru değildir. Çünkü her zelzelenin mutlaka günahla doğrudan bağlantılı olduğunu söylemek mümkün değildir. Bazen bu hadiseler imtihan, bazen derecelerin yükselmesi, bazen de hikmeti yalnız Allah tarafından bilinen sebeplerle gerçekleşir.
Sonuç olarak, deprem hem bir tabiat olayı hem de insan için bir ibret vesilesidir. Mümin, böyle zamanlarda hem sebeplere sarılmalı hem de Allah’a yönelmelidir. Kader inancı içinde sabır göstermek, tedbir almak ve ahlaki sorumluluğunu unutmamak esastır. Depremler karşısında asıl olan korku değil, ibret ve tefekkürdür.