MUSTAFA ERTAN

YİTİRİLEN DEĞERLER ve 'Sahipken Sıradan, Kaybedince Eşsiz'

MUSTAFA ERTAN

   İnsanoğlunun en büyük yanılgısı, zamanın ve imkanların sonsuz olduğuna dair beslediği o gizli inançtır. 
    Hayatın rutin akışı içerisinde, yanı başımızda duran değerleri sanki birer dekor parçasıymış gibi kanıksarız.
    Bir dostun içten selamı, bir aile ferdinin varlığı ya da her sabah alabildiğimiz o rahat nefes... Hepsi sanki biz tapusuna sahipmişiz gibi oradadırlar. Oysa hayat, bize ait olduğunu sandığımız her şeyi birer emanet gibi kucağımıza bırakır ve günü geldiğinde, bizden izin almadan geri toplar.

"Hep elinin altında sandığın şeyler bir gün sessizce yok olur. Ne kadar önemli olduğunu işte o zaman anlarsın."

    En çok ihmal ettiğimiz şeyler, paradoksal bir biçimde aslında en çok ihtiyaç duyduklarımızdır. 
    İhmal, sadece unutmak değil, "nasılsa orada" diyerek değer vermeyi ertelemektir. Ancak bu erteleme, hayatın en sert öğretmenidir. 
    Değer vermeyi geciktirdiğiniz her an, aslında kendi kaybınızı hazırladığınız andır. Çünkü bu dünya, kıymeti bilinmeyen hiçbir güzelliği uzun süre barındırmaz. Bir gün gelir ve o çok alışık olduğunuz sessiz gidişler başlar. İşte o zaman, sahipken sıradan gelen ne varsa, kaybedince eşsizleşir. Çünkü bazı şeylerin gerçek değeri, hayatımızdaki kapladığı yerden değil, çekildiğinde bıraktığı o devasa boşluktan fark edilir.

    Peki ya haksızlıklar? 
    Ya görülmeyen emekler ve çiğnenen değerler? 
    Burada mesele sadece sevgi değil, aynı zamanda adalettir. 
    Sessiz duran insanı "vazgeçmiş" veya "kabullenmiş" sanmak, büyük bir hatadır. 
    Sessizlik, çoğu zaman fırtına öncesi bir hazırlık, bir vaktini bekleme sanatıdır. 
     Sabır, pasif bir bekleyiş değil; hafızayı diri tutup doğru anı kollamaktır.
    Şunu aklımızdan çıkarmayalım: Ne yutulan haksızlıklar unutulur ne de çiğnenen onurlar. 
    Hayatın kendi içinde işleyen muazzam bir terazisi vardır. 
"Rahat olun" derken kastedilen, adaletin er ya da geç tecelli edeceğine olan o sarsılmaz güvendir.

Eskilerin dediği gibi; 
"Kırk gün gezersin kırda, bir gün rastlarsın kurda"

    Bu bir tehdit değil, evrensel bir denge kuralıdır. Hiçbir yanlış, failinin yanında kalmaz; hiçbir doğru da sonsuza dek gizli kalmaz.

    Özetle; elimizdekinin kıymetini bilmek için onun yokluğunu beklemek zorunda değiliz. 
    Bugün elinizi uzattığınızda dokunabildiğiniz ne varsa, ona hak ettiği değeri verin.
     Yarın, sadece o kayıp günlerin anılarıyla teselli bulmak zorunda kalmamak için bugün sahip olun.

    Bilesiniz ki; babalar, sükûtu kendine yurt edinmiş mahzun birer mizaçtır.

    Oysa hayat, telafisi olmayan bir rüzgâr gibi geçer ve sessiz bekleyişlerin ufkunda daima ağır bir 'hakikat' gizlidir. Henüz söylenmemiş sözler varken, o yorgun kalbi buruk bir veda ile toprağın sinesine emanet etmek; insanın omuzlarına bırakılmış en dilsiz, en ağır yüktür.
    Üstelik kendi kanından, canından olanlara böyle bir kederi miras bırakmak, babaya her şeyden daha ağır bir zulüm gelir. O, kıyamadığı evlatlarının gönlüne bir damla hüzün düşmesin ister; lakin kaderin bu en keskin virajında, ne fırtınayı durduracak bir gücü ne de vedayı erteleyecek bir çaresi kalmıştır. Nihayetinde baba, sevdiği her şeyi Allah’a, kendini ise derin bir sessizliğe emanet eder.

Öz olarak;

Sahipken sıradan sanılan her değer,
Yokluğunda büyür, olur derin bir keder.

İnsan kıymet bilmez yanı başındayken,
Kaybedince anlar; neymiş gerçek eser.

Sessizlik çoğu kez kabulleniş değildir,
Sabır, vakti kollayan gizli bir emir.

Çiğnenen onurlar unutulmaz asla,
Adalet gecikir; lakin kaybolmaz bil.

"Kırk gün gezersin kırda" der,
"Bir gün rastlarsın kurda" söyler atalar.

Hiçbir yanlış sonsuz saklı kalamaz,
Hakikat er geç çıkar, susar meydanlar.

Baba; yükünü sessiz taşıyan dağdır,
Yüreğinde her an evladı için dua'dır.

Bir gün çekilirse gölgesi hayattan,
Geride evlat için en ağır imtihandır.

Mustafa Ertan 
12.05.2026

Yazarın Diğer Yazıları