GENÇLİK SESSİZ ÇIĞLIK ATIYOR: DUYAN VAR MI?
MUSTAFA ERTAN
14 Nisan’da Şanlıurfa’da yaşanan o menfur olay… Henüz 18 yaşında bir genç, bir okul ve geriye kalan yaralı bedenler, parçalanmış hayatlar, derin bir sessizlik…
Bu sadece bir “asayiş olayı” değildir. Bu, görmezden gelinen bir toplumsal çöküşün, ihmal edilen bir neslin haykırışıdır.
Bir Genç Karanlığı Neden Seçer?
Soralım kendimize:
Bir insan, hayatının baharında neden bu kadar öfke biriktirir?
Neden eline kalem alması gereken yaşta şiddeti kuşanır?
Cevap acı ama gerçek: Çünkü biz duymadık, görmedik, anlamadık. Bugünün gençliği, kalabalıklar içinde yalnızlığa, sosyal medyanın, ekranların şiddet dizilerine ve sevgisizliğin ortasına terk edilmiştir.
Psikolojik açıdan baktığımızda; sürekli kıyaslanan, “Bak, falancanın oğlu senden daha başarılı” sözleriyle büyütülen bir çocukta “değersizlik kompleksi” gelişir. Kıyaslanan çocuk, kaybettiğinde sadece bir yarışı değil, öz-saygısını da yitirir. İşte o noktada biriken öfke, gün gelir kontrolsüzce taşar.
Saha Tecrübesi: Çözüm "Denge"dedir
Üç yıl boyunca yürüttüğüm Okul-Aile Birliği Başkanlığı görevim süresince bizzat deneyimledim ki; okulun bahçe duvarları sadece bir fiziksel sınır değil, bir toplumun istikbalidir. Bıkmadan, usanmadan velileri okul iklimine alıştırdık; çünkü velinin okuldan koptuğu her an, çocuğun yalnızlığa bir adım daha yaklaşmasıdır. Okul çevresindeki olumsuz odaklara, gençliğimizi zehirleyen “torbacılara” karşı emniyet teşkilatımızla kurduğumuz omuz omuza iş birliği, sadece bir güvenlik önlemi değil, bir nesli koruma nöbetiydi. Şunu açıkça ifade etmeliyim: Aslında hiçbir çocuk tembel, yaramaz veya uyumsuz değildir. Çocuk, aile ve çevresel faktörlerin bir aynasıdır.
Eğer bu denge; veli, okul ve emniyet üçgeninde doğru kurulursa, hiçbir cevher karanlığa teslim olmaz.
Kopan Sacayağı: Veli - Okul - Öğrenci
Eskiden öğretmen, çocuğun sadece notunu değil, derdini de bilirdi.
Bugün ise veli okuldan uzak, okul aileden kopuk, öğrenci ise ikisinin arasında kimsesizdir.
İletişimin bittiği yerde yanlış anlamalar, ilgisizliğin olduğu yerde ise derin travmalar başlar.
Bir çocuk anlaşılmadığında içine kapanır, duyulmadığında susar, sahipsiz kaldığında ise yönünü kaybeder.
* Sonuç ve Yüzleşme; Bu yazı bir suçlama değil, bir toplumsal yüzleşmedir.
* Eğer bugün gençler bu hale geldiyse; sorumluluk sadece onların değil, hepimizindir.
* Aileler; kıyaslamayı değil, koşulsuz değer vermeyi öğretmelidir.
* Okullar; sadece akademik başarıyı değil, "insan olmayı" merkeze almalıdır.
* Toplum; yargılamayı değil, anlamayı seçmelidir.
Unutmayalım ki; bir genç sustuğunda aslında bağırıyordur.
Mesele, o sessiz çığlığı duyabilmekte…
Yoksa yarın hepimiz için çok geç olabilir.
Mustafa ERTAN
15.04.2026