MUSTAFA ERTAN

ACİL ÇIKIŞ MERDİVENİNDEKİ HAYAT NOTLARI

MUSTAFA ERTAN

Bugün köşemi, çok kıymetli dostum Şahin Doğan’ın kaleme aldığı, hastane koridorlarından insan ruhunun derinliklerine uzanan muazzam bir tefekküre, çok özel bir izlenim yazısını benimle paylaştı.
Şifa ararken hayatı ve insanı okuyan Şahin kardeşime geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, sizleri bu etkileyici satırlarla baş başa bırakıyorum.

İnönü Üniversitesi bünyesindeki Turgut Özal Tıp Merkezi’nin KBB servisinde beş gündür yatıyorum…

Çene kemiğimin alt kısmında oluşan bir şişlik sebebiyle buradayım. Hastane odalarının kendine mahsus bir zamanı vardır; saatler ağır akar, düşünceler ise insanın içine doğru yürür. Hele uzun süre aynı koridorlarda dolaşınca insan, sadece bedeninin değil ruhunun da muhasebesini yapmaya başlıyor.
Arasıra acil çıkış merdiveninde küçük sigara kaçamakları yapılıyor…

İşte o kısa kaçamaklarda insan ister istemez etrafını kolaçan ediyor. Hastanenin penceresinden dışarı baktığınızda baharın bütün güzellikleri gözünüzün önüne seriliyor. 
Dağın yamaçlarında yeşilin binbir tonu… 
Yağmurla yıkanmış gibi duran ağaçlar… 
Uzakta sıra sıra uzanan dağlar…
Üniversite ve Tıp Fakültesi öyle güzel bir vadinin içine kurulmuş ki; kuzeyi de güneyi de sıra dağlarla çevrili… Özellikle bu bahar ayında insanın içine işleyen muhteşem bir manzarası var. Yemyeşil tonların arasındaki dağları temaşa etmek, gerçekten de insana iyi geliyor. 
Sanki tabiat, hastanede kalan insanlara sessizce moral veriyor. 
Bir bakıma şifa sadece ilaçta değil; bazen bir manzarada, bazen bir rüzgârda, bazen de uzaklara dalıp gitmekte saklı oluyor.

Fakat bir ara dikkatimi pencerenin yan duvarları çekti…

Sağlı sollu duvarlar, adeta insanların iç dünyasını anlatan bir hatıra defterine dönüşmüştü.

Bir duvarda şöyle yazıyordu:

“Endişesi yarındı, bu gece öldü…”

Bir başka yazıda ise insan ruhunun karmaşası vardı:

“Huzurlu tablolarda, huzursuz ayrıntılar…”

Bir başka cümlede tam bir teslimiyet ve tevekkül hissediliyordu:

“Dert etme, dua et… İmkânsız deseler bile! Yanında Allah var… Sadece yukarıda değil, şah damarından yakın Allah var…”

Bir başka köşede ise kısa ama derin bir cümle vardı:

“Aşk sana benzer…”

Hemen yanında da gençliğin mizahı ve samimiyeti;

“Tek aşk, Tofaşk…”

Duvarlarda çizilmiş kalpler vardı… İçlerine yazılmış isimler, baş harfleri, küçük notlar… 
Bazılarının üzeri sonradan silinmişti. Kim bilir hangi duyguyla yazıldı, hangi kırgınlıkla karalandı? 
Bazıları bir hastanın yalnızlığıydı belki… 
Bazıları bir çalışanın iç sıkıntısı…
Belki de her ikisi…

İnsan merak ediyor doğrusu:
Bu yazıları burada yatan hastalar mı yazdı, yoksa burada çalışanlar mı?
Ama sonra düşünüyorsunuz…

Aslında bunun çok da önemi yok. Çünkü insan, nerede olursa olsun duygularını dışarıya bırakmadan duramıyor. 
Hastanede de olsa, okulda da olsa, bir tren garında da olsa insan; sevincini, korkusunu, özlemini, duasını bir yerlere yazmak istiyor.

Belki de insanı insan yapan şey tam olarak budur:
Düşünmek… Hissetmek… Ve bir iz bırakmak…

Çünkü yazı bazen bir cümle değildir; insanın içinden taşan sessizliğin kendisidir.

"Şahin Doğan kardeşime hastane ortamındaki o yoğun duygu iklimini, kalbinin ve aklının süzgecinden geçirerek bu muhteşem izlenimlerle bizimle paylaştığı için canıgönülden teşekkür ederim. Kendisine Rabbimden acil şifalar diliyorum."

Mustafa Ertan
17.05.2026

Yazarın Diğer Yazıları