'Acı Var mı Acı?' Şimdi MİZAN HUZURUNDA
MUSTAFA ERTAN
Riyadan, gıybetten ve ikiyüzlülükten hicap duyarım.
Bir insanı eleştireceksem bunu bizzat şahsın yüzüne aktarmayı, sözümü sakınmadan sahibine söylemeyi bir hayat düsturu bildim.
Hele ki eleştirilen kişi bu dünyadaki serüvenini tamamlamış, zamanın ötesine geçip Rabbinin mutlak sorgusuyla baş başa kalmışsa, onun arkasından kelam oynatmam. Zira o, artık yaptıklarını inkâr edemeyeceği bir hakikat aynasında kendi hesabındadır. Göçüp gidenin ardından ne acizliğine sığınır ne de "Oh olsun" sığlığına düşerim.
"Efendim, o hayattayken şunu yapmıştı, bunu yapmıştı..." diyerek mazeret üretenlere derim ki: Bırakın bunları; herkes bu dünyada kendisine yakışanı sahnelemiştir ve şimdi o sahnelerin hesabı görülmektedir. Benim kendime yakıştırdığım duruş ise vakurdur.
Artık Yaradan’ına teslim olanları kendi hesaplarıyla baş başa bırakın; zira yeryüzünde söyleyeceğiniz hiçbir söz, o mutlak mahkemenin hükmünü değiştirmeyecektir.
Hesap günü şahitliğimiz istenirse, o zaman durduğumuz yeri beyan ederiz.
Tıpkı bu dünyada musallanın başında hakkımızı helal edip etmediğimiz gibi.
Aslında insan, ömrünün bütünüyle, ilk ve son haliyle gelecek nesillere söyleyeceğini zaten söylemiştir.
Her ömre ve her sona ibret nazarıyla bakılırsa, o hayat kendi sessiz mesajını verir.
Hal böyleyken.
Bir dönemin ekranlarında "Acı var mı acı?" sualiyle reyting devşiren, kendi hayatının nihayetinde derin acılarla baş başa kalan Reha Muhtar da bu dünyadan göçmüş.
Doksanlı yıllar, Türkiye’nin hafızasında karanlık bir dehlizdir. Faili meçhullerin gölgesinde, mukaddesatçı halkın inancıyla alay edilen, maneviyat'la başörtüsünü ve namazı "kamusal alan" safsatalarıyla yasaklamaya kalkan kibirli bir zihniyetin hüküm sürdüğü devirlerdi.
Siyasi iradesiyle, bol yıldızlı apoletli paşalarıyla ve o dönemin ekran yüzleriyle bu millete zulmü reva görenleri hafıza-i beşer elbette unutmayacaktır.
Zamanında, "Lisede namaz kılmak özgürlük değildir, devlete meydan okumaktır" manşetleriyle zihinlere kazınan bir figürün gidişi, kişisel bir hesaplaşmanın değil, koca bir devrin kapanışının ilanıdır. Kendi ilkeme ve duruşuma sadık kalarak, şahısların ötesinde sadece şu duayı ve gerçeği teslim edebilirim: Sonsuzluğun sahibi olan Yüce Allah, buna benzer zatları adaletiyle yargılasın. Kul planında söylenecek her söz tükenmiştir; artık hüküm de mizan da bütünüyle sonsuzluğun sahibine aittir.
Mustafa Ertan
06.06.2026