İBRAHİM HALİL TİMUR

Engelli Kardeşlerimiz ve İnsanlık Sorumluluğumuz

İBRAHİM HALİL TİMUR

Toplum olarak bazen en önemli hakikatleri unutuyoruz. Oysa hayatın içinde her an karşılaştığımız bir gerçek var: Hepimiz bir gün bir engelle karşılaşabiliriz.

Bugün sağlıklı olan insan, yarın bir hastalıkla, bir kaza ile ya da hayatın başka bir imtihanıyla engelli hâle gelebilir. Bu yüzden engelli kardeşlerimize karşı göstereceğimiz sevgi, saygı ve merhamet aslında insanlığımızın bir ölçüsüdür.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), engelli bireylere yardım etmeyi büyük bir iyilik ve sadaka olarak tarif etmiştir. Görme engelli bir insana yol göstermek, güçsüz birine destek olmak, konuşmakta zorlanan birinin derdini anlatmasına yardımcı olmak… Bunların hepsi hem insanî hem de dinî sorumluluklarımız arasındadır. Çünkü yardımlaşma, bir toplumun ayakta kalmasını sağlayan en büyük değerdir.

Unutmamalıyız ki insanın gerçek değeri; makamında, servetinde, şöhretinde ya da fiziksel özelliklerinde değildir. Asıl değer, insanın ahlâkında, vicdanında ve Allah’a karşı sorumluluk bilincindedir. Yüce Allah katında üstünlük; beden gücüyle değil, takva ve güzel amellerledir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah sizin görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz; kalplerinize ve amellerinize bakar.”

İslam’a göre engelli olmak bir eksiklik ya da değersizlik sebebi değildir. İnsan, hangi şartta olursa olsun saygıya layıktır. Doğuştan ya da sonradan ortaya çıkan engeller, insanın onurundan hiçbir şey eksiltmez. Bu nedenle engelli kardeşlerimizi toplumun dışında görmek değil, hayatın tam merkezinde desteklemek gerekir.

Engelli kardeşlerimizin ve ailelerinin kalbine bir damla sevinç bırakabilmek bile büyük bir fazilettir. Onların hayatını kolaylaştırmak sadece devletlerin ya da kurumların görevi değildir; hepimizin ortak sorumluluğudur. Çünkü merhamet paylaşınca büyür. İnsan bazen küçük bir yardımın, bir tebessümün ya da samimi bir yaklaşımın karşı tarafta nasıl büyük bir umut oluşturduğunu fark edemez.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), engelli sahabeleri toplumdan uzaklaştırmamış; aksine onların yeteneklerine uygun görevler vererek hayatın içinde aktif olmalarını sağlamıştır. Bu yaklaşım bizler için de en güzel örnektir. Engelli bireyleri acınacak insanlar olarak değil, toplumun değerli ve eşit bireyleri olarak görmek zorundayız.

Bugün şehirlerimize baktığımızda hâlâ aşılması gereken birçok engel görüyoruz. Kaldırımları işgal eden araçlar, kullanılmaz hâle getirilen yürüyüş bantları, engelli rampalarına yapılan duyarsız parklar… Bunların her biri engelli kardeşlerimizin günlük hayatını zorlaştıran büyük problemlerdir. Oysa yollarımızı, sokaklarımızı, binalarımızı ve bütün yaşam alanlarımızı onların rahat kullanabileceği şekilde düzenlemek bir medeniyet görevidir.

Engelli bireyler fiziksel zorlukların yanında bazen psikolojik ve sosyal sıkıntılarla da mücadele ediyor. Bu yüzden onlara karşı içten, samimi ve anlayışlı bir yaklaşım göstermek büyük önem taşıyor. Bir insanı anlamanın yolu, onun yaşadığı zorlukları hissetmeye çalışmaktan geçer.

Unutmayalım ki insan olma bakımından engelli olmak ya da olmamak arasında hiçbir fark yoktur. Hepimiz aynı dünyanın yolcusuyuz. Bugün bir başkasının yaşadığı zorluk, yarın bizim de imtihanımız olabilir. Bu yüzden engelli kardeşlerimize sahip çıkmalı, onların hayatını kolaylaştırmalı ve insan onuruna yakışır bir toplum oluşturmak için hep birlikte mücadele etmeliyiz.
Çünkü gerçek medeniyet; güçlü olanın değil, ihtiyaç sahibine sahip çıkan insanların kurduğu medeniyettir.

Yazarın Diğer Yazıları