Toplumda Dirlik, Vatanda Birlik
BAHATTİN ÖNER
İnsana yüklenen sorumluluk, sadece kendi hayatını düzenlemekten ibaret değildir. Aynı zamanda yaşadığı toplumu daha yaşanabilir kılmak ve hem dünyada hem de ahirette huzura ulaşacak bir denge kurmaktır. Bu sorumluluk, insanı yalnızca bireysel değil, toplumsal bir varlık olarak da düşünmeye davet eder.
Toplum dediğimiz yapı, birbirine bağlı bireylerden oluşur. Hiç kimse tamamen kendi kendine yetemez. İnsan, doğası gereği başkasına ihtiyaç duyar. Varlığını kendi başına sürdüren tek kudret ise Yüce Allah’tır. Bu gerçek, bizlere birlikte yaşamanın bir tercih değil, zorunluluk olduğunu hatırlatır.
Birlikte yaşamanın temelinde ise “birlik ve beraberlik şuuru” yer alır. Bu şuur; hakka riayet etmeyi, adaleti gözetmeyi, saygıyı esas almayı gerektirir. Aynı zamanda bencillikten, çıkarcılıktan, yalnızca kendi menfaatini düşünmekten uzak durmayı zorunlu kılar. Çünkü toplumun huzuru, bireylerin ahlaki duruşuyla doğrudan bağlantılıdır.
Ne yazık ki günümüzde farklı düşüneni dışlamak, kendisi gibi olmayanı yok saymak giderek yaygınlaşan bir tutum haline gelmiştir. Oysa farklılıklar ayrışma sebebi değil, zenginliktir. Adaletin yerini zulmün alması, hoşgörünün yerini öfkenin doldurması; toplumsal dirliği zedeler, birlik ruhunu zayıflatır.
Sadece kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden, yaptıklarının sonuçlarını düşünmeyen anlayış ise hem toplumu hem de dünyayı yaşanmaz hale getirir. Nitekim kutsal kitapta da ifade edildiği gibi, insanların kendi elleriyle yaptıkları kötülükler, yeryüzünde düzenin bozulmasına sebep olmaktadır. Bu uyarı, aslında insanlığa verilmiş evrensel bir derstir.
O halde yapılması gereken açıktır: Birbirimizi anlamaya çalışmak, adaletli olmak, saygıyı ve merhameti hayatın merkezine yerleştirmek… Çünkü güçlü bir toplum, ancak sağlam değerler üzerine inşa edilir.
Unutulmamalıdır ki; toplumda dirlik olmadan vatanda birlik olmaz. Birlik olmadan da huzur, güven ve gelecek inşa edilemez.
Selam ve saygıyla…